
Ve ilkin, zamandan önce, kendimizle olan mücadelemizin seyrine bakmalıyız, dedirten bir idrâk zuhur etmişti bende. 8-10 senedir.
Öz değişmez neticede, yaradılışın hikmetlerindendir.
Ve siz kendinizi, sadece ve sadece beşere naklederseniz, kazanç saydıklarınız maddeden ileri gitmez, hebâ olur.
Sakinleşmenin, durulmanın ve "yol" a koyulmanın hevesiyle, geçmişe seyâhatleri her zaman sevmişimdir...
Kazancım, biriktirdiklerimin manevî keyfidir.
Rahmetli Saim Dayım'ın vefatının 3. günüydü- yolu açık olsun. Kuzenim Aydın "Ablacım, gel 'eve' gidelim" dedi. Tedirgin bir hevesle "hadi hemen " dedim.
Bahçeden adım attığım o gün-ki eski demir kapı kilidinin inatçılığı tutar mı acaba diye yanımızda destek kuvvetle gitmiştik. Sağolsun Komşu Abi.
Kapı inadetmeden açıldı o gün.
Hepimizi kucaklarcasına.
Çocukluğumda, daha sokağın başında belirsek, evin kapısında heyecanlı iki çift güzel göz yoktu o gün… Olmayan binlerce güzellik gibi. Akşamüstleri dedeme rica minnet hortumla benim suladığım ve betonun suyu emerken çıkardığı ses, yoktu. Sağda abdest alınan lavabonun kenarında duran kokulu sabun, dibindeki dallarından adeta akarcasına sarkan yasemin, kısa ipte asılı peşkir*…
Tuvaletin bitişiğindeki aslanağzı, benli hanım çiçekleri. Aradım, ama yoktular.
Bir ara oda olarak kullanılan, sonradan mutfağa ve son bildiğim haliyle tamir atölyesine dönüşen küçük odacık. İçinde bir sandık… Fotoğraflar, kağıtlar… Notlar, bordrolar.
Kapısının önünde gerili duran bi ip var. Üstünde 8 tahta mandal. Metalleri paslanmış.
4’ü anneme, 4’ü bana hatıra… Alıyorum.
Kenardan kenardan bir kâlp çarpıntısıyla ilerliyorum erik ağacına doğru… Altında bayram sofraları kurulan erik…Bunu hayatta kendi kesmemiştir. Kahroluyorum.
Biraz ilerdeki dut duruyor. Ama içi boş duruyor.
Sola döndüğümde tüm heybetiyle bardacık**. Üzeri dolu…Komşu Abi; “Toplayalım… Çoluk çocuk yersiniz.”
Ben şaşkınım halâ… Ve bahçeye adım attığım andan beri ağlıyorum.
Hiç bilmediğim bi defne peydâh olmuş. Yere düşen yaprağından bir tane alıyorum. Cüzdanımdadır halâ.
Uzaktan saçlarımızı kokusuyla tarayan denizin tuzu, gözlerimde.
Ve benim gözlerimin rengi değişir denizde.
Dışı beyaz, içi mavi badanalı ev.
Ay büyürken bizi büyüten, üstünde mandalin, portakal kabukları yanan sobalı şirin ev.
Sana şimdi böyle, dönüp bakmaya dayanamadığım, anılarla dolu, mis kokulu, içi boş ev.
Hayatımızda ne kapılar açıldı ama hiç biri böylesi açılmadı.
Böylesine hasretle yerden yere vurup harmanlamadı gönlümüzü.
Bardacıklar böyle tad bırakmadı.
Yaseminler de böylesine kokmadı.
***
O evde yaşamış olan "büyük yürekli" aileme... Pamuk Anneanneme, asfalyası her an atabilen sulugözlü Dedeme ve çok sevdiğim iki dayıma... Ruhları şâd olsun... Ve başımdan eksik olmasın, bi'tanecik anneme... Hasretle.
Sevgi ve selâm olsun.
* Peşkir : Havlu
** Bardacık : İncir
24 Ocak’09 İstanbul
Gözümden süzülen yaşlar...
YanıtlaSil:) Eyvallah.
Sil