
Bir bahçenin kerpiç duvarlarının, ailemizin tüm fertlerinin şen şakrak sesleriyle boyanabileceğini bilemezdim o çocuk halimle…Tıpkı denizin rüzgarla dost olabildiğini de yıllar yıllar sonra idrak edebildiğim gibi, bu ahengin her şeye kadîr olabildiği anladığım gibi.
Türkçe tek kelime bilmeyen annem, her zaman siyah bir entari, o yıllarda ak düşmemiş saçlarını örten siyah eşarbıyla evimizin lideriydi.Ağzının kenarında babamdan aşırdığı o devrin filtresiz sigarasıyla, yeni bir bahçeye, kimi adalı kimi yerli yeni bir çevreye, yeni bi lisana karşı duman duman efkâr dağıtırdı…Ahirete göçünceye kadar da bu efkarı hiç geçmedi kanımca.
Bizlerinse tek derdimiz o gün oynadığımız oyunların galibinin kim olacağıydı.Biz çocuktuk daha.
Ablamla ve mahallenin diğer çocuklarıyla bahçe duvarları üzerinden seke seke, uzaktan denizin köpüklerini gördüğümüz Bakkal Hakkı Amca’nın evinin çatısına kadar giderdik.
Babam, ezelden beri tek bildiği işi yapmak için yine gemilerdeydi.Her geçen geminin babamı müjdeyeleceğini düşünüp iddialaşırdık.Çoğu zaman da iddiayı biz kazanamazdık…Çocuk aklı işte.Babamın efkâr dağıtma hali de böyle zuhur ediyordu, kimbilir.
Bana sorarsanız hayatımın en ince, en sade ve tasasız günleri o evde, o bahçe de geçti…Bir günde yoktan varedilen bir hayatın, kıymetini kayıplarla, kazançlarla çoğalan anılarımız, bitmeyen bir sevda gibi kenetlenen yüreğimizle ruhlarımız o evde büyüdü.
Hayatın bir ebrû tablo gibi olduğunu kabul edeli çok oldu…Ve hayatın bu denli eşsiz ve tekrarsız oluşunu, hepimizin payına düşen bir kaderin kimi zaman demir bir leblebi gibi her zerremizi ezişini, eğitişini.
Her birimiz dağıldık o mahalleden türlü türlü hayatlara daldık, balıklama.Boyumuzun uzadığını sandık, henüz boyumuzun ölçüsünü almadan.
Hayaller üzerinde yürüdük.Eşler, dostlar, kardeşlikler, edindik çokça...Kimimiz hayatını roman yaptı.Törpülendik.Kimimiz ruhunu genişletti.Ömrümüzü büyüttük kendi içimizde,kendimize göre..
Mutluluktan ağladık,bazen delirdik,deliliğe vurduk üzüntüleri...Çocuklarımızda oldu bazılarımızın, kerpiç duvarlar üzerinde daha dün seken çocuklar bizdik oysa…
Ben, gemideki çocuklardan biri...Ben, Rasim oğlu Hüseyin…
1918 Resmo / 2001 İzmir
Dedem Giritli Hüseyin'in azîz hatıralarıyla...Ruhu şâd olsun...
3 Ocak'09 İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder