
Rastgele önümüze çıkan veya ömrümüzün sonuna kadar arsızca beklediğimiz sır'ra mazhar masalımız
Kaynağının nerden, kimden olduğunu bilmeden göz yakan, acıtan, başımızı alıp harabeye döndüren gönül yaramız
Bahardan bir gül, kıştan bir ayaz uğruna ortalığı yerle bir etme gayretimiz
Gelen, giden ve göçen her bir hadîse de “ bu da geçti ya hu “ dedirtircesine kendi kendimizce yalvar yakar olunan
Bir kapıdan, bir pencereden dirhem dirhem içimize çektiğimiz o büyük hasret
Onsuz gecelerde yıldızlara verdiğimiz isimler
Hayatı el yordamıyla geçirirken sancıların sancılarla yoğurulduğu ve şekilden şekle giren
ruhlar
İnkârsız ve izâhsız günlerimizin yerle yeksân bir düzen içinde olduğunu bildiğimiz meşakkatli bir yol
Hangi deryâya bakarsak bakalım, onun bizim suyumuzdan ve soyumuzdan olduğunu varsaymak
Karşımıza çıkan kılavuz rüzgârın ömrümüzde gördüğümüz, göreceğimiz ve bıkmadan, usanmadan peşinde koşacağımız huzurun her bir zerresini inşâ edeceğine gönüllü sahiplenişimiz
Avare başımızın bir gökkubeden farksız, yadigâr her bir anıyı lavantalar içinde saklayışı…
Ve bunları tekrar etmeden geçirdiğimiz bir gün bile olmasın
Ada, köy, ev hasretimiz ...
Kaç kuşağı sahiplenen memleketimiz ve ruhu şâd olan büyüklerimizi yâdetmek gayretiyle vesselâm …
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder