Düz yazı ile başım dertte. Oldum olası dertte. ”Haydi oturup bi’şeyler yazayım ben şimdi” demekle olmuyor. Olamıyor. Yazdıklarımı okuyanlar beni sevdiklerinden mi bilmiyorum, güzel sözler etseler de ben kendime yetmiyorum, yetemiyorum.
N’olacak bu benim yazamama hâlim?
Şiirle aram daha iyi. Her zaman iyiydi. Düz yazı yazarken de bi’ müddet sonra yazı şiirselleşiyor. Hâlbuki ben böyle olsun istemiyorum ki. Konuşur gibi, dertleşir gibi yazmak istiyorum. Yazarken müziksiz yapamıyorum. Şu an da Schubert’in Serenad’ı çalıyor. Her zaman klasik müzik şart değil. Şimdi denk geldi. Bazen yunanca bi’ laika yoldaş oluyor bana. Sözler ve beste ile oyun oynar gibi oluyoruz. Sözleri yazanın hangi ruh hâliyle onu yazdığını, bestecinin neler “gördüğünü” hayâl etmeye çalışıyorum.
Oysa okurken kendimi bildim bileli müptelâsı olduğum müziği dinleyemiyorum. Okuduğumla aklım,fikrim ve algım arasına tek nota girmesin istiyorum.
Yazı yazanların nasıl yazdıklarına daîr araştırmalar yapıyorum. Kimi kalemden kağıttan vazgeçemiyor. Kimisi de bilgisayardan -mertlik bozuldu mu nedir?- bilmiyorum. Ama benim de aram klavye ile daha iyi. Zira yapılan hatalar ani bi’ müdehâle ile düzeliveriyor.
Aklımda bi’ sürü konu uçuşuyor. Meselâ mübadil aileme daîr türlü hikâyeler yazabilirim, dilim döndüğünce. Annemin babası olan dedem Girit/Resmo’dan geldiğinde 6-7 yaşlarındaymış. Ondan daha yaşlı büyüğüm de olmadığı için, ben aslında pek mübadil hikâyesi bilmem. Yazdıklarımı hayâl gücüme dayanarak yazıyorum, acizâne. Ne hissetmiş olabilirler diye. Aslında bu da bi’ yanılsama. Ne yaşadıklarının hissine daîr benim ve bizlerin en ufak bi’ fikri olamaz. Çünkü onlar içleri “yana yana” yaşadılar o zamanları. Göçmeden önceki dönemin sancıları, sonradan savruldukları, yerleştikleri yerlerde şahit oldukları.
Yolları açık olsun. Ne diyebilirim ki?
Bu arada Schubert nöbeti Vassilis Saleas’ın klarnetine devretti. At The Assembly of E.F.E.E çalıyor kulaklığımda, kulağımda.
Yazı yazma konusunda profesyonel yardım alabilirim. Evet, evet. Okuyup, araştırmakla olmuyor. Uygulamalı ve disiplinli bi’ oluşuma dahil olmak gerekiyor büyük ihtimâl. Bunu da bi’ araştırayım. Çalayım kapılarını “Bana yazmayı öğretir misiniz?” diyeyim.
Sadece yazı yazmasını mı öğrenmek istiyorum?Yok. Öğrenmek istediğim o kadar çok şey var ki. Eskiden bi’ çip icadedilse de, hepsini birden hâlletsem derdim. Bu fikrimden de vazgeçtim. Hazmetmeden olmuyor hiçbir şey.
Yazmak için iyi bi’ okur olmak mı gerekiyor? Ben iyi olmaya çalışan bi’ okur, adabınca ve kurallarınca yazmaya istekli biriyim. Olacak inşaallah.
Oluncaya kadar, n’olacak benim bu yazamama hâllerim?
Kucağımda böyle böyle sorular işte.