"Herkes, önünden geçen bir ayna gibidir."













27 Kas 2011

NAĞMELER ARASINDA



Müziğin mutlulukla bir ilgisi olmalı. Şimdi annelerimizin bize bebekken mırıldandığı ninnilere değil de, kulağımıza adeta küpe olmuş şarkıların anılara mazhar hâline dokunmak geçiyor gönlümden.

Bir müzik kutusu hatırımda. Hepimizin bildiği bir müzik kutusu değil bu, bildiğiniz “eski kasa” radyolardan. Giritli olan dedem, o güzeller güzeli radyosunu duvarda sergileyecek, sehpa benzeri bir taşıyıcıyı - her nereden öğrendiyse- kendi elleriyle yapmıştı. O zamanın insanları kendi işlerini kendileri görmeye alışkındı elbette.

Radyo, sabah yataklardan kalkıldığında açılır, ezan vakitlerinde ve uyku zamanı kapanırdı. Kapalı olduğu zamanlarda üstünde mutlaka anneannemin işlediği ya bir kaneviçe ya da ördüğü bir örtü bulunurdu. Günlük hayatın akışında, arkadan arkadan gelen bir hoş sadâydı radyo sesi. Çocukluğumuzun uzunca bir döneminde – bir çocuğun "çocukluğunun uzunca bir dönemi" artık her ne kadarsa – radyo evin demirbaşı konumundaydı. Ülkemizde radyo yayınları ilk önce Ankara üzerinden yapılmaya başlandı, daha sonra İstanbul Radyosu eklendi. Yurttan Sesler Korosu programında ağırlıklı türküler, Beraber ve Solo Şarkılar programında alaturka sazlı, sözlü eserleri kapsayan müziğin dışında, pek rağbet gören “görüntüsüz tiyatro” Arkası Yarın dün gibi çınlıyor kulaklarımda. Radyo, sazende veya hanendeliği meslek edinmiş sanatçılar için, televizyonun henüz olmadığı dönemlerde çok prestijliydi. Kimi okullu, çoğu alaylı nice sanatçının gelişmesinde ve yetişmesinde çok önemli bir mihenk taşı olmuştur bu sihirli kutu.

İzmirli olanlar iyi bilir, pek çok şehre göre İzmir’de radyoların Yunan radyo kanallarını da frekans olarak alıyor olması, çoğu Mübadil aileler için eski günleri yâdetmeye vesile de oluyordu. Dedem çok tercih etmese de, bence gizliden gizliye, çok derinlerde taşıdığı o mahzun Girit hatıratlarını canlandırmak adına, nadir de olsa frekansı Yunanistan’a kaydırır, bir müddet dinledikten sonra dayanamaz ve aşinâ olduğu kelimeleri tercüme ederdi. Nağmelerin büyüsünden midir nedir, yüzünde hüzünden neşeye hafif bir gülümseme bile belirirdi.

Bizim evimizde ise daha küçük, pille çalışan, antenli el kadar bir radyo vardı. Daîmi yeri mutfak dolaplarının en altındaki açık raftı. Aynı dedemlerdeki sistemle, sabah uyanınca açılır, ezan ve uyku vakitlerinin dışında sürekli açık bulunurdu. Annem yemek yaparken bazen Beraber ve Solo Şarkılar’a katılırdı. Solo okuyan ses sanatçıları hakkında bazen yorum bile yapardı. Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Münir Nurettin, Şükrü Tunar, Sadettin Kaynak, Alaaddin Yavaşça gibi müstesna sesler, yerlerini yavaş yavaş Gönül Yazar, Emel Sayın, Zekai Tunca, Ahmet Özhan gibi isimlere bıraksa da, geçmişin üstadlarının seslerini ara sırada olsa duymaktan büyük keyif alırdı dinleyiciler.

Dedem en çok, rahmetli Özay Gönlüm’e hayrandı. Sanırım rahmetlinin nüktedan hâlinin türkülere yansıması hoşuna gidiyordu. Zaten onu dinlerken genelde gülerdi. Biz de onun gülmelerine gülerdik. Dedemin kendince kıymetli eşyalarını sakladığı küçük bir dolapta, nereden edinildiğini bilmediğim bir de pikap vardı. Plağı olan tek sanatçı da Özay Gönlüm’dü. 45’lik, küçücük plaklar. Bunlar nadir zamanlarda, tabii ki dedem tarafından ortaya çıkarılır ve dinlenirdi. Biz de çocuk hâlimizle şarkılara eşlik eder, Özay Gönlüm’ün taklidini yapardık.

Bir süre sonra babam yurtdışından dedeme bir kaset çalar getirmişti. Ancak o yıllarda memleketimizde kaset üretimi henüz başlamamış ya da nadiren mi bulunuyordu bilmiyorum, geçmiş gün. O kaset çaları dedem hiç kullanmadı, benim okullu olduğum, kasetin artık bulunabilir bir hâl aldığı yıllarda kendisinden istediysem de vermedi. Kasetsiz kaset çaları kendisinin vefatından sonra, hiç kullanılmamış hâliyle anılarda kalan eşyalar arasına katıldı.

İşte böyle bir ortamda, müzikle fazlaca haşır neşir olan, kulağında hep nağmelerle, müzik hakkında hasbıhâllerle geçen çocukluğuma binâen zaman içinde müziğe ilgim körüklenmiş olmalı ki, o devrin pek çok türk evlâdı gibi ilkokul 1.sınıfta mandolinle başlayan yolculuğum, şimdi pek çok türden oluşan geniş bir arşiv edinmeme sebep oldu. Yolculuğa devam. Şimdi ki nesile masal tadında olan bu anıların içinde yürümek, bilseniz bana ne iyi geldi.

“Müziğin ruhunu aşktan başka bir şeyle anlatamam .” diyor Wagner. Bu yolculukta bana eşlik eden sanatçılara ve arşive dair detaylı bir yazı ise “Arkası Pek Yakında” olsun.
Müsaade eder misiniz?

Müzikli günleriniz bereketli olsun. Bir kaç nesile hoşça vakit geçirten, şu an yaşayan veya göçen tüm radyo sanatçılarına selâm olsun.