"Herkes, önünden geçen bir ayna gibidir."













1 Oca 2010

PUSULA

Mektupların üzerine pusula koysam
İki yönü gösterir bende
Biri kâlp biri kâbe

Bilinmez, keşifsiz
Hesapsız, koşulsuz
Bi' lisan gibi dilden çıkanları
Hayr'a yorsam hep bu şekilde

Binbir mis çiçekle taçlandırdığım
Dualarımı ve aminlerimi
Yıllarca biriktirdiklerimi
Keşfe çıksam
Ve biliyorum
Bu defa, o kâlp tek bi' yön gösterir
Koskoca âlemde

24 Ara 2009

EŞYA DEĞİL Kİ HİÇ BİRİ


Kapının girişindeki ağacın
Dalı yere eğilmiş bugün
Elim kolum doluydu ama
Uzandım sessizce öptüm bi' yaprağından
Sanki beni duyacak gibiydi

İçerden, penceresi açık odadan
Mavi kepenge değe değe
Keten perdenin ucu
İçerde mi dışarda mı belli değildi
Uzandım ona da, sevdim, gönlü kalmasın

Sandalyelerden biri, diğerlerinden ayrı düşmüş
Farkında olmadan
Üzerinden anneannemin işlediği beyaz minder
Kenarı kıvrılmış
Uzandım düzelttim, yaklaştırdım
Birbirleriyle kaynaştırdım hepsini

Eşya deyip geçmem ben
Yaşama yaşam katan
Ömrü bereketlendiren ne varsa etrafımızda
Ha bir eksik ha bir fazla
Bizle yaşıyorlar ya
Uzanıp sevdim ben hepsini, seveceğim her zaman

BELKİSİZ


Aynı bi' martının karşımdaki çatıda
Yağmur altında durduğu gibi
Düşünüyorum
Başımda bi' gökkubbe olmuş
Fotoğraflar geçiyor
Birini seçip, beğenip, alıp
Türlü hikâyeler kuruyorum
Senli, sensiz, benli, bensiz
Belkisiz

Rengi, âhengi hoşuma gitmezse
İlâveler yapıyorum kendimce
Bi' ağacın bi' dalına
Yüklediğimiz binlerce hayâl gibi
Yakışıyor

Denizli meselâ bi' tanesi
Kâh olanca göz kamaştırıcı mavi
Kâh delice beyaz
Süzülüyor dalgalar dalgalar içinde

Böyle dalıp gitmeleri
Çok seviyorum

Martılı, denizli
Ve
Belkisiz

23 Ara 2009

UFUKSUZ DENİZ

Gecelerin lime lime ettiği
Sözler biriktirdi, mayaladı
Gözlerim

Yine yalınayak, beyazım
Pusulasız ama ezbere
Yürüyorum
Ufuksuz denizlere

Nevâsı şaşmaz
Rüyâlar içinde
Uzanıp başucum kadar
Yakın
Sarılıyorum
Sabırsız hâllere

21 Ara 2009

PARMAK İZİ

Bi’ parmak izi kadar farklıyız aslında
Her birimiz aynı suda doğsakta

Hayatın ne zaman bi' ömre dönüşeceğini kestiremeden
Kelimelerimiz dilimizin ucunda
Kimi gün öksüz
Kimi gün taştan taşa coşkuyla seken

El yordamı mı artık, nefes yordamı mı bilinmez
Düşe kalka tanıyoruz önümüze serilen kaderi
Katlanabilir tadlar var, tuzlar var
Katlanamadıklarımızla karşılaşmasak ne iyi

Bi' hikâyenin en hazîn kenarından
Bakıp çıkmak mı işin formülü
Bilmiyoruz

Koluma sevdâlı dalgaları takıp
Salına salına yürümek istiyorum ben

Kahrı da, lütfû da
Hoş bi' bakışla karşılamak
Gökyüzüne kök salmak
Denizlere yalınayak koşmak
Ağaçlara sanki bi' buğday tarlasını sever gibi dokunmak
İstiyorum

Ben bu hayatı
Bi' parmak izi gibi yaşamak istiyorum
Eşsiz, tek ve paha biçilmez

24 Eki 2009

BEDESTEN


Bir bedesten gibi
Ömrümüzün her yanı
Her satırında bambaşka eşsiz yansımalar
Sırf bu yüzden
Her parçada ayrılıyor aynalar


Kısa tarihini çeksek, gelin
Çünkü herkesin ki roman gelir kendine
Hayat baksanız
Bir varmış, bir çokmuş oluverir
Soluklanınca bi' duvarın dibinde
Aslında bi' arpa boyuymuş dedirtir


Hayâlini neresinde tamamlar
Bi' insan
Nefes kesilmeden, son demde
Üstünde eşsiz kumaşıyla sarılıyken
Yolculuklar ve yoldaşı arasında
Yetti dedirtir

8 Eki 2009

HİÇ Mİ...?


Hangi "hiçlik" bi' hiçlik doğurur
Ve gölgesi olur açık bir yolun
Tek tek kelime dizmeden
Bir hikâyeden bir romanı
Kim yazdırır

Şeffaf, saf bir hayâli var elimde
Yalnız benim görebildiğim
İpek bir ipin
Bi' ucundan tutuyorum