
Girit’te doğmadan Giritli olmanın ne demek olduğunu gerçekten bunu ruhunda hissetmeyen anlayamaz.
Dün akşam Lozan Mübadilleri Vakfı’nın önderliğinde 2009 yılında gerçekleşen Girit Gezisi’ne ilişkin dvd’yi tekrar izledim.
“Ben bu görüntüleri her izlediğimde böylesine heyecan duyuyorsam, garip bir sarsıntı hissediyorsam Girit’e gidince neler yapacağımı kestiremiyorum” diye düşünmüşümdür hep. Müfide Pekin Hocamız ne güzel anlatıyor ilk gidişini, o sokakları arşınlarken kendinden geçişini. “Ben de kesin böyle olurum” dedirtiyor.
Sadece bizim değil, Anadolu’dan Girit’e giden Rum mübadiller için de durum çok farklı değil. Zaten nasıl farklı olabilir ki?
Onlar da, neredeyse bir asra yakın bir zaman önce, yer neresi yurt neresi bilemeden göçtüler.
Benim Hüseyin Dedem Girit’ten İzmir’e 6 yaşındayken gelmiş. Annemin anlattığı kadarıyla; annemin babaannesi Emine ve dedesi Rasimaçi, “hüzünlü” ile “yaslı” arasında bir tanıma uyan görüntüler çiziyorlar benim zihnimde. İçine kapanık, pek kimseyle ahbaplık kurmayan, belki de kuramayan, Ada’daki hayatlarını paylaşmayan, kendi hâllerinde yaşamışlar. Üstad İskender Özsoy’un dediği gibi “İki vatan yorgunu” olarak hepimizin artık ebedîyete göç eden yakınlarımız, büyüklerimiz var. Vatanlarının “orası” mı, “burası” mı olduğuna daîr ne sorulsa duraksayarak cevap verirlerdi sanki.
Kendi ailemin geçmişini arzu ettiğim kadar öğrenemedim ben. Araştırmalarım neticesinde, bazı mübadillerin ve mübadil çocuklarının paylaşımlarından anlamaya çalışıyorum bir çok duyguyu, ama bu pek mümkün değil elbette. Yaşamadan bilinemeyecek, çoğunluğu “acı” anılarla dolu geçmişlerini anlatırlarken gözleri hep dalgın, cümleleri illâ ki kesik kesik, bir yerlerde hep birşeyler eksik.
Mübadil çocukları ve torunları olarak bizlere bu kadar sirâyet etmiş bu “hüzün” dalgası sanırım içimizden hiçbir zaman sökülemeyecek. Ben kendi adıma buna gönüllüyüm zaten. Sökülmesin. Dedemin vefat ettiği 85 yaşına kadar gözünün ucundaki o pek kıymetli bir damla yaşın hatrı var.
Dedem 6 yaşında İzmir’e gelmiş. Geçmişini hatırlamakta zorluk çeken bir çocuk. Ben onun torunu. Garip…
Ben eminim, Giritte doğmasam da Giritli olmak bir ruh hâlidir.
Efendim
YanıtlaSilGeçen sene kasım ayı içersinde Yenikapı Mevlevihanesinde, İstanbul 2010 Kültür Başşehri projesi içinde Yanya Mevlevihanesini İsmet Kara Hocamız anlattılar. İsmini o gün öğerenemdik Giritli bir hanımda vardı, Müfide Pekin Hanım olabilir. Arzu ederseniz ses kaydını
http://www.yourfilelink.com/get.php?fid=610034 adresine yükledik, buradan indirebilirsiniz.
selamlar
@Enis Diker
YanıtlaSilTeşekkür ederim Enis Bey. Dosyayı aldım. İlk fırsatta, sakince dinleyeceğim.
Sevgi ve selâm ile.
gece gece gezerken rastladım blogunuza..bir çok yazınız şifa getirdi,teşekkürler..
YanıtlaSilDostlukla..
YanıtlaSil@Buket Şifâ olsun :)
YanıtlaSil@alizafersapci Bilmukabele :)
Girit’te doğmadan Giritli olmanın ne demek olduğunu gerçekten bunu ruhunda hissetmeyen anlayamaz.
YanıtlaSilEvet canım ne kadar doğru söyledin.
Beni sanki bir şeyler çekiyor girit adasına doğru içimde bir sızı oluşuyor.
Girit'de atalarımın yaşadıkları aklıma geliyor
düşünüyorum'da ben acaba girt'e gittiğimde nasıl geri döneceğim sanki dönmek hiç istemiyeceğim:(
kalemine sağlık canım çok güzel anlatmışsın
Sevgili Sessiz ve Sonsuz !
YanıtlaSilHep derim Allah insanı VATANSIZ BIRAKMASIN, MÜLTECİ ETMESİN diye.
Benim de anne tarafım Saraybosna dan 13 harbinde sizinkilerden çok önce gelmişler ama aynı sizinkiler gibi, her şey oralarda kalmış. Önce KORFU ya sonra Selanik e. 1 yıldan fazla sürmüş yolculuk. Açlık, sefalet ve köklerinden ayrılıp gelmek. Bilmem ama ben de büyük parçamın Ege adaları arasında olduğunu hissettim öyle şekillendi ruhum. Okumuşsundur yazılarımdan eksik parçamın suyun öte tarafında olduğuna inandım. Bu çok başka bir duygu. Hep özlem hep vuslat. Bir türlü tamam olamamak ve hep eksikliğini hissettiğin ve tarif edemediğin garip bir hüzün ruhunda.
Bende hep adalara çekilirim Batı rüzgarlarıyla. Hatırlarsın, Rodos ile ilgili yazdığım yazılarım vardır blogta. Başkadır adalı olmak ve ada insanının garip bir hüznü, sessizliği, yalnızlığı ve sevgisi vardır.
Çok mu çok lezzetli yazmışsın, ellerine ruhuna sıhhat olsun.
Eyvallahh, İllallah.
(Not: Yukarıda Enis beyin göndermiş olduğu ses dosyası yerinde artık durmuyor. Sende hala duruyor ise ve göderir isen benimde ruhuma şifa olur ricası ile;
aliikizkaya@gmail.com)