
Güneş… Hafif esinti.
Gölgesi yere vuran vazo olduğuna göre, vakit öğlen gibi. İlk zamanlar daha da zordu işim. Ama şimdi eşyaların gölgesine göre ayarlıyorum saatimi. Saatlerle, zamanla bir derdim yok. Gençlikte bir göz kırpışına sığan anlar, şimdi eziyet gibi.
Mevsim yazsa, kapı pencere açıksa, uzaktan denizin kokusu geliyor. Bu da güzel, buna da şükür ama nerde bizim memleketin yosunla karışık deli kokusu. Adaların kaderidir, su hep serin akar. Serinliğini, tuzunu, ferahlığını özledim denizimin.
Mevsim kışsa, burada etraf bağ bahçe olmadığı için, yağmurluysa gün, anca onun temizlik hissi. Oysa memleketteyken o cânım portakalların kokusu şifâ verirdi insana. Orda olsam şimdi böyle olmazdım ya elbette, şifâyı da ihtiyacı olanlara dilerdik. Şimdi ben hasretle iç içe bir yudumuna muhtacım.
Ne kadar çabalasak da buralarda yaşamak zor geldi bize, taa en başından beri. İyi kötü geçinip gidiyorduk Ada’da... Yarısı gemilerde geçmiş bir ömrü yaşıyordum. Anacığım yanımdaydı. Ben, Emine ve 2 küçük çocuğumuzla. Gürültüsü patırtısı bitmeyen, kanı deli dolu akan insanlarıyla mutluyduk biz. Deli Giritli yakıştırması hemen herkese pâye niyetine verilirdi. Memnunduk da aslen bu delilikten.
Bir gün, birileri bizler için masaya oturdu. Hayatımızı altüst eden kararlar alındı. Türkiye’deki bazı Rumlarla, Yunanistan ve Girit’te yaşayan Türkler yer değiştirecekmiş. Bu haber boğazımıza demir bir leblebi gibi oturdu. Durum bizler için ne kadar zorsa, Rumlar için de zordu elbette. Ama ne yapsak nafile. Kalem olacakları yazmış, mürekkebi çoktan kurumuştu.
Yola çıkıncaya kadar esas yolculuğun o gemilere adım atar atmaz başlayacağını, hayatımızın bu belirsiz dönemini nasıl geçireceğimizi, çoluk çocuk başımıza nelerin geleceğini bilememiştik. Ancak herkes gibi insan kolaya alıştığı için, can havliyle zora da o şekilde alışıyor. Zaman hiç bir şeyin ilacı olmuyor. Ruhumuzun ince sızısı kendini her daîm hissettiriyor.
İzmir’e yerleştikten sonra mücâdele içinde geçen yıllar, sağlığımı tepetaklak ederek bedelini ödetiyor işte. 4 yıl önce bir felç geldi, aldı beni yatağa yapıştırdı. Bir daha da kaldırmadı. İlk zamanlardaki usul usul konuşmalarım hepten azaldı. Ağzımı açsam bile ne dediğimi ben bile anlamıyorum artık. Neredeyse tek iletişimim en küçük torunum Gülseren ile. 14 yaşında. Yemyeşil gözlerine bakınca bizim deli denizin pırıltısını görüyorum. Hasretimin dinmesi mümkün değil elbette ama o gözler bana teselli oluyor. Onun için hep dûa ediyorum. Sağolsun, üstelik beni huzurlu kılabilmek için elinden geleni yapıyor.
Kımıldayamadığım hâlde alıp başımı gidesim var çok fenâ. O zaman bize “Oraya ait değilsiniz hiçbiriniz.” diyenlere “Buraya çok mu aitiz?” diye sorasım var. Sanırım aidiyetimizi ancak ahirette bulabileceğiz.
Hasretin izahı için ne harf, ne kelime, ne de cümle bulamıyorum artık. Eskiden, Ada’dayken, ufuksuz denizlere açıldığımda çektiğim hasret, hasret değilmiş meğer. O sadece, çocukların cıvıltılarını, mis gibi kaynayan çorbanın kokusunu aramakmış.
Bazen ağır bir uykudan uyanıp, gözümü Ada’da açacakmışım gibi geliyor. Uzak bir yoldan dönmüşcesine; karanfil kokulu bahçeden içeri adımımı attığım an, tüm bu kabûs bitecek gibi, etrafımda yine konu komşunun muhabbeti, mevsimlerden bahar gibi, aniden her şey berrâklaşacak gibi geliyor. Sanki bütün bu acıların sahici olmadığı günler gelecek gibi.
Gözlerimdeki buğu hiçbir zaman geçmeyecek, biliyorum. Kaç yıl oldu saymadım. Zamandan zaten kopuk gibiyim, herkes gibi. Yaşadığım bu tutsak günlerin nihâyeti ile, ancak huzura erebileceğim belki de, kimbilir.
O gün geldiğinde, sanki Ada’da, bahçede, kendi ellerimle yaptığım sedirde, tüm bu olanlar başımıza gelmemişcesine son nefese, son söze dûacıyım yine de.
Güneş şimdi karşımda duran dolaptan doğru yere gölgelenmiş. Demek vakit ikindiye geldi.
Not : Yazıyı annem 14 yaşındayken rahmetli olan dedesi Rasim’in ağzından yazmaya çalıştım, acizâne.
Gülseren olarak adı geçen torunu annemdir.
Neler yaşadıklarını bizler hiçbir zaman bilemedik ama, eminim bu hissiyât, bu bağlılık da bizlerin son nefeslerine kadar böyle sürüp gidecek.
Gelip, geçen tüm yakınlarımızın yolları açık olsun. Geri de kalanlarımıza Allah sağlıklı, uzun ömürler versin.