"Herkes, önünden geçen bir ayna gibidir."













7 Ağu 2010

DUVARIMIN BİRİNDE :)


Üzerlerinde ;

- Enjoy life

- Love

- Laugh

- Smile

yazıyor :)

21 Tem 2010

MURAT GERMEN / BİR FOTOĞRAFIN ÖTESİNDE


"Yol seçimdir. Yol tavırdır. Yol çaredir. Yol öğrenmektir. Yol şaşırtır. Yol öncüdür. Yol kaçıştır. Yol tekinsizdir. Yol oyundur. Yol rastlantıdır. Yol davadır. Yol tecrübedir. Yol eserdir. Yol yöndür. Yol ıssızdır. Yol tekrardır. Yol süreçtir. Yol ümittir."

Böyle devam ediyordu yazı, "yol, yol" diye müzenin bir duvarında. Geçtiğimiz cumartesilerin birinde bizim "40 Haramiler"le İstanbul Modern Sanatlar Müzesi'nde Murat Germen'in YOL isimli fotoğraf sergisini gezdik. Devamında Orhan Cem Çetin ile gerçekleştirdikleri söyleşiye katıldık. Konu Belgesel Fotoğrafçılığıydı. Kafamdaki bir sürü düşünceye "yön" verdiler, "yol" verdiler :) Sağolsunlar.
Fikirlerimi tetikledir.

Bakmanın, görmekten farklı olduğunu hatta bir adım ileri giderek "algılama"nın bambaşka bir his olduğunu savunan biri olarak-ki bunu savunmaya gerek yok, aşikâr bir konu- yine sanatın "kişisel renkler" ile olan dosdoğru orantısı ile karşıladı beni sergi.
Murat Germen her fotoğrafa farklı isimler vermiş. Çoğu mekanik fotoğraflar olmasına rağmen isimlerini kendi düşünce ve çağrışımlarına göre vermiş. Vade gibi, Kasıtsız Tören gibi.

Akabindeki pazartesi akşamı dahil olduğum "Mağara" da, deneyimlerini, ustalığını anlatmak üzere buluştu bizimle Murat Germen. Ne iyi etti. Sabırla ve istekle çalışmalarını, projelerini anlattı, paylaştı.
Anneannesinin de Nazım Hikmet'in kızkardeşi olduğunu söyledi, sükûnetli bir mütevazılıkla :)

Hangi sanat dalıyla olursa olsun bu kıymetli insanların hayatımızın âhengine katkıları paha biçilmez gibi değil mi?
Sanat hayatımızda iyi ki var. Sanatçıların da ömrüne bereket, daîma.

Goethe ne demişti? "Herkes hergün en azından küçük bir şarkı duymalı, iyi bir şiir okumalı, hoş bir resim görmeli ve eğer mümkünse birkaç mantıklı kelime söyleyebilmelidir. "

10 Tem 2010

ASSOS'TA FELSEFE GÜNLERİ VE BEN


Tatilimin bir bölümünü geçen hafta Assos’ta geçirdim. Otele giriş yaptıktan bir süre sonra kapıda 2 adet minibüs belirdi. İçinde ellerinden oklavadan daha uzun sırıklarla 25-30 kadar genç ve ayrıca daha yetişkin 3 bey indi. Otel sahipleri ahbaptır. Hayriye Abla’ya “Hayırdır?” dedim. “Felsefe Grubu” dedi. Allaaaah :)Üniversite sınavlarına girerken yaptığım ilk 3 tercihten biri de Ege Üni.Felsefe idi. Bölümü tutturamadım ama felsefeye olan düşkünlüğüm lise döneminden beri sürmekte. Hâl böyle olunca tabii ki gözlerim parladı.

Neyse grup İstanbul Kültür Üniversitesi öğrencilerinden oluşan bir tiyatro grubu imiş / ilerleyen günlerde öğrendim. Daha yetişkin diye tanımladığım beyler hocalarıymış.

Felsefe Bilim Sanat Derneği’nin öncülüğündeki etkinlikler bu yıl 10.Uluslararası Assos Felsefe Günleri olarak 28 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecekmiş.
Üniversite öğrencileri de bu etkinlik çerçevesinde Assos Antik Tiyatro’da bir de tiyatro oyunu sergileyeceklermiş.

Midilli Adası’nın karşısında, enteresan bir atmosferi olan Assos’a gitmeyeniniz varsa, zaten şiddetle tavsiye ederim. Ege kıyılarında bir çok şehirden ve beldeden farklı olarak betonlaşmadan nasibini almamış(!) nadir yerlerden belki de tek yer Assos, çok şükür. Denizi muhteşemdir. Her yıl Mavi Bayrak alan bir deniz.
Assos’un en önemli özelliklerinden biri de ünlü Yunan filozof Aristoteles’in burada yaşamış olmasıdır.(M.Ö.300’ler) Aristoteles, burada bir felsefe okulu da kurmuş, dersler vermiştir.

İçim cız etti, etkinlik kapsamında toplantılara katılamadım ancak Antik Tiyatro’daki performansa katılabildim. Hocalarından biri (sonradan oyunda oyuncu olarak karşımıza çıkan) tiyatro sanatçısı Saydam Yeniay “mutlaka gelin izleyin, çok değişik “ dedi.
Koşa koşa gittim elbette.

Grup, Aristoteles’in Eşek Arıları ve Sophokles’in Antigone oyunlarından birer bölüm sergiledi. Eşek Arıları komedi tarzındaydı. Ancak Antigone M.Ö 300’lü yıllarda yazılmış olmasına rağmen sanki bugünü anlatıyordu. İktidar, kişisel çıkarlar, töre vs.
Karşımda Midilli ve deryâ deniz Ege, Antik Tiyatro’da Antik Yunan Tiyatrosu izliyorum :)
Keyfimi siz düşünün…

İzleyenler Felsefe Günleri’ne katılan yerli, yabancı akademisyenler ve felsefecilerden oluşuyordu. Oyundan birkaç gece önce bu katılımcılar kaldığımız otelde akşam yemeğinde misafir edildiler. Otelin bu yıl ki yeni bir uygulaması ile cümbüş icrâcısı Adnan Bey’in Türk Sanat Müziği eserlerini çalıp, okumasıyla mest olan grup alkışlarıyla Antik Tiyatro’yu da inletti.

Ben, öncelikle böyle bir tarihi "bağrında" barındıran bir ülkede yaşadığım için ve böyle başarılı gençlerle aynı havayı soluduğum için gurur duydum. Otele hemen hemen eş zamanlı döndük o akşam. Hocalarını tebrik ettim.

İşte böyle bir anım da oldu, çok şükür :)

Hayatımızda felsefe de iyi ki var.

Sevgi ve selâm ile.

28 Haz 2010

YOLDA


Güneşten aya dönen bir kızıl hayâl gibi
Karşımda günün en şahane vadesi
Sineden soruyorum gönlün en avâre hâlini / sezercesine
Ya durmalı, ya yürümeli

Bir yolun âkibetini göz yordamıyla
Ömre hesapsız yayabilmeli

Dilimden döndüğünce
Kâlpten içre yön verdikçe
Ya yürümeli, ya yürümeli

25 Haz 2010

GİBİ


Salınan her bir hareketini
Yakalamak için uzaktan iz sürüyorum
Yansıması gibi renklerini
Ve mahsun duruşunu
Bir aynada görüyorum

Belki
Bir o kadar âhenk ve şevkle
Kimbilir
Akşama gidiyor gibisin

20 Haz 2010

DÜN...KADIKÖY AÇIKLARI...




Suyun her hareketiyle
Katlanan
Anlık coşkular için
ŞÜKÜR...

7 Haz 2010

B.RAHMİ EYÜBOĞLU / GELENEKSEL YAZMA ŞENLİĞİ


Boyalar, kumaşlar, tablolar, seramiklerle geçen yılların ardından Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1975′te vefat edince, oğlu Mehmet, annesinin yanına taşınır. Yazmacılığa gönül vermesi gecikmez, o da babasının izinden gider. 1987′de annesinin ölümünden sonra da atölyeyi usta-çırak ilişkisi içinde ayakta tutmaya devam eder. Farmakolog olan Kanadalı eşi Hughette Eyüboğlu ona yardımcı olur. Ta ki 2008'in şubat ayında Mehmet Eyüboğlu da aramızdan ayrılana kadar…


Her yıl geleneksel olarak sadece yılda 1 kere ve 2 gün sergilenip satılan ürünleri görmek için hemen hemen hergün önünden geçtiğim, bana çok yakın olan o atölye / ev bahçesine gittim. (atölye bahçede küçük bir bina, ev fotoğraflardaki 3 katlı müstakil ev)
Bahçe çok güzel ve bakımlı. Etrafta yazmalar, örtüler uçuş uçuştu :)
Her yer renkli ve ahengliydi, herkes birbirine güler yüzle selâm veriyordu.
Adeta Eyüboğlu'larının( hem baba Eyüboğlu, hem anne, hem de oğulun yolları açık olsun) gönüllerinden izler her yere yansımıştı.
Bir ara sağnak başladı...Atölye'ye sığındık( fotoğraflarda kalıpların durduğu yer)
Kalıplar strafor köpüklere ve Ihlamur ağacından parçalara Mehmet Eyüboğlu tarafından adeta işlenmiş.
Çok güzel bir gün geçirdim.