"Herkes, önünden geçen bir ayna gibidir."













25 Haz 2010

GİBİ


Salınan her bir hareketini
Yakalamak için uzaktan iz sürüyorum
Yansıması gibi renklerini
Ve mahsun duruşunu
Bir aynada görüyorum

Belki
Bir o kadar âhenk ve şevkle
Kimbilir
Akşama gidiyor gibisin

20 Haz 2010

DÜN...KADIKÖY AÇIKLARI...




Suyun her hareketiyle
Katlanan
Anlık coşkular için
ŞÜKÜR...

7 Haz 2010

B.RAHMİ EYÜBOĞLU / GELENEKSEL YAZMA ŞENLİĞİ


Boyalar, kumaşlar, tablolar, seramiklerle geçen yılların ardından Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1975′te vefat edince, oğlu Mehmet, annesinin yanına taşınır. Yazmacılığa gönül vermesi gecikmez, o da babasının izinden gider. 1987′de annesinin ölümünden sonra da atölyeyi usta-çırak ilişkisi içinde ayakta tutmaya devam eder. Farmakolog olan Kanadalı eşi Hughette Eyüboğlu ona yardımcı olur. Ta ki 2008'in şubat ayında Mehmet Eyüboğlu da aramızdan ayrılana kadar…


Her yıl geleneksel olarak sadece yılda 1 kere ve 2 gün sergilenip satılan ürünleri görmek için hemen hemen hergün önünden geçtiğim, bana çok yakın olan o atölye / ev bahçesine gittim. (atölye bahçede küçük bir bina, ev fotoğraflardaki 3 katlı müstakil ev)
Bahçe çok güzel ve bakımlı. Etrafta yazmalar, örtüler uçuş uçuştu :)
Her yer renkli ve ahengliydi, herkes birbirine güler yüzle selâm veriyordu.
Adeta Eyüboğlu'larının( hem baba Eyüboğlu, hem anne, hem de oğulun yolları açık olsun) gönüllerinden izler her yere yansımıştı.
Bir ara sağnak başladı...Atölye'ye sığındık( fotoğraflarda kalıpların durduğu yer)
Kalıplar strafor köpüklere ve Ihlamur ağacından parçalara Mehmet Eyüboğlu tarafından adeta işlenmiş.
Çok güzel bir gün geçirdim.

29 May 2010

Yansımalar




Bir çizgiden ya da bir sudan
Hangimizin ne gördüğü, anladığı belli mi?

Yokluğa da, varlığa da sebep bulunur
Uyanık gönül
Anlayan göz ile
Nasiplendir bizleri

23 May 2010

GİRİŞ... GELİŞME... SONUÇ...


Bildiğini sandıklarını
Ne okulun banklarındaki
Avareliklerde
Ne de hayatı yuttum dediğin anlarda
Ezberleyemezsin

Verilen dersin hangi konudan geleceğini
Sen bilemezsin

Bir tohum ekersin
Âşk aşısı tuttu zannedersin
Meyve verse bile
Tadı keyf’e düşmezse
Sarmaz, bilesin

Yazdığın roman
Ki aslen roman değildir o
Ta kendisidir
Âşk kelâmının

Sayfalara yazdığının
Ötesine gidemezsin
Girişini
Sonucuyla tutturmayı
Her zaman beceremezsin


* Hat : Zerre

16 May 2010

BİLMECE


Bi’ küçücük tekne gibi elimde rüyâlarım
Deryâyı yara yara hatlar oluşturuyorum
Düşün/ce

Kâh yeşil oluyo, kâh mavi
Ama illâ göz göz oluyo
Gözümden gayrı
Sevin/ce

Sırça gibi yürek oluyor bi’ anda meselâ
Şaşırıyorum
Med ceziri eksik olmayan hayatımızın içinde
Derin/ce

Manâda toplanmış ne varsa
Sağım solum önüm ardım
Kim bilebilir neyi nasıl yazdı Yaradan
Hece hece ve kendimce

4 May 2010

GÖLGE


Kıyıdayım ya, kıyısındayım yine an'ın işte
Yansıması gibi duruşumun
Gözlerimde beliriyor bazen
Ruhumun halis ince sızısı

İçimden için için geçen parke taşları gibi
Köşebaşında sabit, ama bölünmüş
Uzanıp iki çift laf edebilmek istiyorum gölgeme
Fısıldıyorum, o duyuyor

Bir kumaş gibi boynumda
Renkten renge aşina
Durgun bir suyun ilk hareketi gibi riyasız
Türlü niyetlere ortak ediyorum kendimi
Hakîkâti sonradan yazmamış olanın
Kabûlü bu belki de
Yaslanıyorum zamanın koluna
Diz çökerek bir süre

Sonra
Ansızın gölgem dile gelir diye
Sabırsız bir hevesle yürüyorum
Kavrayabildiğim tüm cümleleri
Sudan, dalgadan alıp
Gönül bağıma seriyorum
Had, hudut kalmıyor
Gün geçer, gece biter diyorum
Gün gelir, illâ ki el verir diye
Bekliyorum
Sakin ve uslu