"Herkes, önünden geçen bir ayna gibidir."













17 Eyl 2010

GÜNLERDEN


İsmini unuttuğum çiçekler gibi
Hayatımın yitirdiğim kısmı
Düşmemek için tutunuyorum
Ezberden bildiğim tılsımlara
Günlerden belki İstanbul
Belki kısmet kalemin en keskin ucunda

Ateşten mi sudan mı
Yer değiştiriyor hâresi ayın
Deniz üstünden, dağ başından
Sanki sehere vuran zamandan
Bereketli, sırdaş olmuş akıyor
İçimi sonsuza varan
Bir avuç gülsuyunun kokusunda

Yoklamada hep varoldu âşk
Şükreden nefes, işiten gönül
Heryerimiz nâr
Herşeye sabreden hâlimiz yine de kor
Günlerden belki İstanbul
De ki kolay, de ki zor
Ömür adım adım yürümekte
Bir masalın en mahsun tarafında

15 Eyl 2010

GÜZ İÇİN


* Geçen bahar yaptığım mevcut CD’lerimin index çalışmasına ilâve olarak mevcut kitaplar için de böyle bir çalışma yapmak. Okunma aciliyeti olanları belirlemek.

* Takip etmeyi istediğim kurs/workshop ve türevleri için araştıma yapmak. Fakülte yıllarındaki kadar olmasa da konulara ilişkin lâyığıyla ders çalışmak.
40 Haramiler'in Profesyonel Fotoğrafçılık Kursu 1.sırada.
Kısmetse Ekim-Kasım’da.

* İlgi alanlarımın dışında çok alâkasız birkaç konu hakkında detaylı fikir sahibi olabilmek için ARGE çalışmaları yapmak.

* İstanbul içinde seneye yaza kadar gezilmedik, görülmedik, bilgilenmedik, fotoğrafı çekilmedik Camii bırakmamak. Derin bir çalışma yapılıp ve tez zamanda aksiyon almak. Olayı sadece Camii olarak sınırlı tutmamak, dere tepe İstanbul turları atmak.

* İstanbul'a yakın yerlere -aslen farklı kültürlere- uzanmak.

* Haluk Bilginer'in dahil olduğu bir tiyatro eserini izlemek. Kaçırdık cânım "Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler"i.

* Olmazsa olmaz; spor, sağlıklı beslenme vs.

* Daha neler neler :)

2 Eyl 2010

SESSİZCE... VE SONSUZLUK İÇİNDE



Akibeti belli olmayan bir rüyânın içinde gibiyiz
Ömrü kısa aralıklı mesafelere ekleme çabasıyla
Muhtelif senaryolar içindeyiz

Farkında değiliz, nefes nefese kalıyoruz sancılar içinde kimi an
Uyur uyanık bir hâle bürünmüşüz
Sorgu suâl edemediğimiz bir fırtına, belki bir boran kapıda
Emrivakî hayâller etrafımızda salınıyor

Ne gariptir ki
Zamanın tadını ve tarifini sen başka söylüyorsun, ben başka
Beklentilerin başaşağı indiğinde
Ya da hiç bilmediğin bir yokuş gelip karşına dikildiğinde
Elin kolun kutbu şaşıyor sanki
Bir an gelip bir mucize olsun diye bekliyorsun
Sende dönen ne varsa, içinde de öyle dönsün istiyorsun

Lâkin hayat böyle mi, rüyâ teşbihi yani bir nevî
Ağız dolusu ümitlerle bir denizin tam ortasında
Sulara dalıp arzu ettiğin her şeyi dipten çıkarma gayreti etraf

Bu yüzden belki de bir denizin kıyısında
Sessizce
Ve sonsuzluk içinde
Ben
Öylece bekliyorum
Hayr’olsun diye

21 Ağu 2010

SEYREDENLER SÖYLESİN


Fırtınanın nerden ve kimden
Gelip geçtiğine bakmak istemiyorum
Vakit bu vakit değil belki de

Karşılaştığım saatlerin yüzlercesinin
Son sürât geçişine
Gönül yormak istemiyorum
Yetti, arttı
Sarsıntısı geçmedi

İnsanların “kadar” larıyla savrularak
Sarsılmayacağımı bildiğim hâlde kökten uca
Bilip bilmeden / ben ne yaşıyorum bilmeden
Tamamlanmamış adımlarla
Kovalıyorum düzlükleri
Aslen, önümdeki yokuş bir sır gibi
Anlatacak birini de bulursam
Üstüm başım toz toprakmış, aman umursamasın

Hayatı mı romana geçirmek
Yoksa roman gibi hayatı mı geçiştirmek
Mutluluk nedir meselâ, seyredenler söylesin

Beni birkaç cümle ile saran
Yapraklar söylesin
Yaşam, her an kendimizi temize çekme sanatı mıdır?
Bilen bir adım öne çıksın, söylesin

18 Ağu 2010

AKLIMIN UCU


Sarı yapraklar gibi süzülüyor
Tek tek zihnimden
Doğru bildiğim yanlışlar
Neresinden tutulur
El yordamıyla nereye iliştirilebilir
Sökülen ve savrulan, akıl uçuran fotoğraflar

Bir ilmekten başa sarar gibi hayatı
Dokunur bir anda, en olmadık zamanda
Sayfalarca önümüzde akıp giden
Yanıbaşımızda aslında değil mi
Ruhun en şahâne risalesi bu mu

Bir kemer gibi gözden öze
Sarılıyor gitgide
Aklım biraz satıraralarında kalmış olabilir

Bugün günlerden ne?

7 Ağu 2010

DUVARIMIN BİRİNDE :)


Üzerlerinde ;

- Enjoy life

- Love

- Laugh

- Smile

yazıyor :)

21 Tem 2010

MURAT GERMEN / BİR FOTOĞRAFIN ÖTESİNDE


"Yol seçimdir. Yol tavırdır. Yol çaredir. Yol öğrenmektir. Yol şaşırtır. Yol öncüdür. Yol kaçıştır. Yol tekinsizdir. Yol oyundur. Yol rastlantıdır. Yol davadır. Yol tecrübedir. Yol eserdir. Yol yöndür. Yol ıssızdır. Yol tekrardır. Yol süreçtir. Yol ümittir."

Böyle devam ediyordu yazı, "yol, yol" diye müzenin bir duvarında. Geçtiğimiz cumartesilerin birinde bizim "40 Haramiler"le İstanbul Modern Sanatlar Müzesi'nde Murat Germen'in YOL isimli fotoğraf sergisini gezdik. Devamında Orhan Cem Çetin ile gerçekleştirdikleri söyleşiye katıldık. Konu Belgesel Fotoğrafçılığıydı. Kafamdaki bir sürü düşünceye "yön" verdiler, "yol" verdiler :) Sağolsunlar.
Fikirlerimi tetikledir.

Bakmanın, görmekten farklı olduğunu hatta bir adım ileri giderek "algılama"nın bambaşka bir his olduğunu savunan biri olarak-ki bunu savunmaya gerek yok, aşikâr bir konu- yine sanatın "kişisel renkler" ile olan dosdoğru orantısı ile karşıladı beni sergi.
Murat Germen her fotoğrafa farklı isimler vermiş. Çoğu mekanik fotoğraflar olmasına rağmen isimlerini kendi düşünce ve çağrışımlarına göre vermiş. Vade gibi, Kasıtsız Tören gibi.

Akabindeki pazartesi akşamı dahil olduğum "Mağara" da, deneyimlerini, ustalığını anlatmak üzere buluştu bizimle Murat Germen. Ne iyi etti. Sabırla ve istekle çalışmalarını, projelerini anlattı, paylaştı.
Anneannesinin de Nazım Hikmet'in kızkardeşi olduğunu söyledi, sükûnetli bir mütevazılıkla :)

Hangi sanat dalıyla olursa olsun bu kıymetli insanların hayatımızın âhengine katkıları paha biçilmez gibi değil mi?
Sanat hayatımızda iyi ki var. Sanatçıların da ömrüne bereket, daîma.

Goethe ne demişti? "Herkes hergün en azından küçük bir şarkı duymalı, iyi bir şiir okumalı, hoş bir resim görmeli ve eğer mümkünse birkaç mantıklı kelime söyleyebilmelidir. "