"Herkes, önünden geçen bir ayna gibidir."













23 May 2010

GİRİŞ... GELİŞME... SONUÇ...


Bildiğini sandıklarını
Ne okulun banklarındaki
Avareliklerde
Ne de hayatı yuttum dediğin anlarda
Ezberleyemezsin

Verilen dersin hangi konudan geleceğini
Sen bilemezsin

Bir tohum ekersin
Âşk aşısı tuttu zannedersin
Meyve verse bile
Tadı keyf’e düşmezse
Sarmaz, bilesin

Yazdığın roman
Ki aslen roman değildir o
Ta kendisidir
Âşk kelâmının

Sayfalara yazdığının
Ötesine gidemezsin
Girişini
Sonucuyla tutturmayı
Her zaman beceremezsin


* Hat : Zerre

16 May 2010

BİLMECE


Bi’ küçücük tekne gibi elimde rüyâlarım
Deryâyı yara yara hatlar oluşturuyorum
Düşün/ce

Kâh yeşil oluyo, kâh mavi
Ama illâ göz göz oluyo
Gözümden gayrı
Sevin/ce

Sırça gibi yürek oluyor bi’ anda meselâ
Şaşırıyorum
Med ceziri eksik olmayan hayatımızın içinde
Derin/ce

Manâda toplanmış ne varsa
Sağım solum önüm ardım
Kim bilebilir neyi nasıl yazdı Yaradan
Hece hece ve kendimce

4 May 2010

GÖLGE


Kıyıdayım ya, kıyısındayım yine an'ın işte
Yansıması gibi duruşumun
Gözlerimde beliriyor bazen
Ruhumun halis ince sızısı

İçimden için için geçen parke taşları gibi
Köşebaşında sabit, ama bölünmüş
Uzanıp iki çift laf edebilmek istiyorum gölgeme
Fısıldıyorum, o duyuyor

Bir kumaş gibi boynumda
Renkten renge aşina
Durgun bir suyun ilk hareketi gibi riyasız
Türlü niyetlere ortak ediyorum kendimi
Hakîkâti sonradan yazmamış olanın
Kabûlü bu belki de
Yaslanıyorum zamanın koluna
Diz çökerek bir süre

Sonra
Ansızın gölgem dile gelir diye
Sabırsız bir hevesle yürüyorum
Kavrayabildiğim tüm cümleleri
Sudan, dalgadan alıp
Gönül bağıma seriyorum
Had, hudut kalmıyor
Gün geçer, gece biter diyorum
Gün gelir, illâ ki el verir diye
Bekliyorum
Sakin ve uslu

25 Nis 2010

HAYAT BİLGİSİ


Kalemin kağıda değmesini beklemeden daha
Akıl, fikir kalmadı bende
Mürekkepler hasret çağrıştırdı
Evvel mi ahîr mi bilmiyorum
Elim bir suyun en hassas yerinde
Bir sağa bir sola sayıklama hâlinde
Kıblesini şaşırdı

Çok sevmeme rağmen
Ne vazodaki, ne saksıdaki
Bugün hiç biri teselli etmedi
Güftesiz kelimeleri zamana yayalı da çok oldu
Nazardan nazara yayılır gibi
Yine yalınayak, başım avâre
Bir yudum kahve aldım, bir yudum düşünceyle
Gözüm pınarında gökkuşağına engel olamadan
Günden, geceden ve aynadan
Kısmetimize ne yansıdıysa artık
Hürmet ettim, boyun eğdim, teslimim
Şükürler olsun
Hayat her zaman ki gibi
Bilmediğimiz yerden mi soruyordu?

22 Nis 2010

SONDAN BAŞLAR BELKİ DOĞUM


Her anı eşsiz bir ebrûdur hayatın
Tekrarsız ve bol âhenkli
Ayrı gayrıdır birbirinden
Yüzümüze her an satır satır çizdiği

Günler doğar, günler çoğalır, günler gelip geçer hep
Ömrümüz bir kaş ile göz arasına sığmış gibi gelir
İçinden geçirdiğimiz insanlar, insancıklar
Toz bulutu anlar, sabun köpüğü neşeler ve sancılar

Ancak yine de bilmeyiz ki
Bir gün gelir
Sondan başlar belki doğum
Şaşırtır bizi
Kimbilir

28 Mar 2010

EN HUZURLU MERHABA


Belli bi zamanı yoktur kelimelerin
Karşınıza çıkar, olur olmaz cümlelere serpilir
Gün güneşten yağmura döner gibi
Apansız şaşırtır
Ne lisanlara söz geçirir yürek
Ne ezbere bildiğimizi sandığımız hayata
Ne de hangi yolun kenarına iliştiğinize


Yanınızda kendiniz vardır
Tek bildiğiniz kendiniz
Doğumdan ölüme yalnızlık sarmışçasına kuytularınızı
El yordamıyla değil sadece
Bi’ denk geliştir karşımızda boylu boyunca
“Merhaba”
Tanıtır kendini cesurca
Ordan buradan hesabı yoktur
Kabul görür
Âşina havasıyla uzaktan hissedilen bi’ nefes gibi
Boylu boyunca benlikten sizi vazgeçirir


Kâinata inat durmak istersiniz
En huzurlu anlarda
Hâlbuki
Saatler bir ileri, bir geri bile gelse
Takvimlerdir sayfa sayfa bizi yazan
Ve iyi ki sormaz hâlin nicedir
Bildiği gibi gelir, oturur yanıbaşınıza

24 Mar 2010

YAZAMAMA HÂLLERİM


Düz yazı ile başım dertte. Oldum olası dertte. ”Haydi oturup bi’şeyler yazayım ben şimdi” demekle olmuyor. Olamıyor. Yazdıklarımı okuyanlar beni sevdiklerinden mi bilmiyorum, güzel sözler etseler de ben kendime yetmiyorum, yetemiyorum.
N’olacak bu benim yazamama hâlim?

Şiirle aram daha iyi. Her zaman iyiydi. Düz yazı yazarken de bi’ müddet sonra yazı şiirselleşiyor. Hâlbuki ben böyle olsun istemiyorum ki. Konuşur gibi, dertleşir gibi yazmak istiyorum. Yazarken müziksiz yapamıyorum. Şu an da Schubert’in Serenad’ı çalıyor. Her zaman klasik müzik şart değil. Şimdi denk geldi. Bazen yunanca bi’ laika yoldaş oluyor bana. Sözler ve beste ile oyun oynar gibi oluyoruz. Sözleri yazanın hangi ruh hâliyle onu yazdığını, bestecinin neler “gördüğünü” hayâl etmeye çalışıyorum.
Oysa okurken kendimi bildim bileli müptelâsı olduğum müziği dinleyemiyorum. Okuduğumla aklım,fikrim ve algım arasına tek nota girmesin istiyorum.

Yazı yazanların nasıl yazdıklarına daîr araştırmalar yapıyorum. Kimi kalemden kağıttan vazgeçemiyor. Kimisi de bilgisayardan -mertlik bozuldu mu nedir?- bilmiyorum. Ama benim de aram klavye ile daha iyi. Zira yapılan hatalar ani bi’ müdehâle ile düzeliveriyor.

Aklımda bi’ sürü konu uçuşuyor. Meselâ mübadil aileme daîr türlü hikâyeler yazabilirim, dilim döndüğünce. Annemin babası olan dedem Girit/Resmo’dan geldiğinde 6-7 yaşlarındaymış. Ondan daha yaşlı büyüğüm de olmadığı için, ben aslında pek mübadil hikâyesi bilmem. Yazdıklarımı hayâl gücüme dayanarak yazıyorum, acizâne. Ne hissetmiş olabilirler diye. Aslında bu da bi’ yanılsama. Ne yaşadıklarının hissine daîr benim ve bizlerin en ufak bi’ fikri olamaz. Çünkü onlar içleri “yana yana” yaşadılar o zamanları. Göçmeden önceki dönemin sancıları, sonradan savruldukları, yerleştikleri yerlerde şahit oldukları.
Yolları açık olsun. Ne diyebilirim ki?

Bu arada Schubert nöbeti Vassilis Saleas’ın klarnetine devretti. At The Assembly of E.F.E.E çalıyor kulaklığımda, kulağımda.

Yazı yazma konusunda profesyonel yardım alabilirim. Evet, evet. Okuyup, araştırmakla olmuyor. Uygulamalı ve disiplinli bi’ oluşuma dahil olmak gerekiyor büyük ihtimâl. Bunu da bi’ araştırayım. Çalayım kapılarını “Bana yazmayı öğretir misiniz?” diyeyim.

Sadece yazı yazmasını mı öğrenmek istiyorum?Yok. Öğrenmek istediğim o kadar çok şey var ki. Eskiden bi’ çip icadedilse de, hepsini birden hâlletsem derdim. Bu fikrimden de vazgeçtim. Hazmetmeden olmuyor hiçbir şey.

Yazmak için iyi bi’ okur olmak mı gerekiyor? Ben iyi olmaya çalışan bi’ okur, adabınca ve kurallarınca yazmaya istekli biriyim. Olacak inşaallah.
Oluncaya kadar, n’olacak benim bu yazamama hâllerim?

Kucağımda böyle böyle sorular işte.