
Çocukluğum, ailemin seçtiği filmlere giderek geçti benim..O zamanlar her adım başı 5-10 salonlu alışveriş merkezi gibi bir kavram yok iken biz şanslıydık..Doğduğum büyüdüğüm mahallede 2 açık hava, 2 de kapalı sinema salonu vardı..Ve bunlar şimdinin alışveriş merkezlerindeki gibi 40-50 kişilik değildi..200-300 kişi kapasiteliydi..Güzeldi ve enteresandı..Tek film birkaç hafta oynar, sonra da değişirdi.Yüksek tavanlı, kadife sahne perdeli büyük mekanlardı..Kendine has bir kokusu olurdu, nedense…
Şimdi çoğu yıkıldı…
Kendi başıma sinemaya gidebilme yaşım geldiğinde vizyonda olan filmlerin hepsine ayırt etmeden gitmeye başladım…Sonra ki yıllarda her şey değişti, gelişti…
Ben de daha seçisi olmaya başladım..
Sinema salonları, gelişirken film endüstrisi de 20.yüzyılın son çeyreğinde hızlı bir ivme kazandı…Ekonomik ve teknolojik destekli çok adımlar atıldı… DVD girdi hayatımıza.Amerikan Sineması, diğer tüm dünya film endüstrilerini açık ara liderliğini halâ koruyor.Ekonomik, teknolojik ve bir çok faktör ilerlemenin göstergelerinden elbette.
Bizde sanat, maalesef halâ yabanıl bir üvey evlat muamelesi içinde devam etme gayretinde.Konumuz sinema olduğuna göre sanatın bu dalına ufak çaplı bir göz atalım..
Geçmiş dönemlerde olduğu gibi film çekmek herkesin harcı değildir.Sinemaya gönül vermiş bir grup, günümüzde kendi yağıyla bile kavrulamadığı için devlet desteğinden zaten ümidini keserek bir sürü hayâlini de film haline dönüştüremeden göçüp gitmektedir.
Dönem ve tarihsel filmlerin, dünya sinemasının genelinde belli bir yeri her zaman olmuştur..
Rüzgar Gibi Geçti : Pulitzer ödüllü Margeret Mitchell’in aynı adlı romanından uyarlama,1939 Amerikan yapımıdır…$ 400.000.000 ile tüm zamanların en yüksek gişe hasılatı rekoruna sahiptir.Amerika Kuzey-Güney Savaşı sırasında yaşanan sancılı bir aşkı konu eder.
Gazap Üzümleri; John Steinbeck’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan 1940 A.B.D yapımı bir filmdir.Başrol oyuncusu Henry Ford’dur.1930’lu yıllardaki ekonomik krizin ortasında bir ailenin yaşadığı zorlukları çarpıcı bir şekilde anlatır.
Spartacus : 1960 Stanley Kubrick’in unutulmaz filmi.Roma dönemine ait sayısız filmlerden biri.Kirk Douglas’ın başrolünü oynadığı filmde bağımsızlığı için savaşan bir gladyatör’ün hikayesi.
Sophie’nin Seçimi : Alan j.Pakula’nın yönettiği 1982 yapımı film.Çek bir kadının Nazi Almanya’sında yapması gereken hayati bir seçimi vurguluyor film..Merly Streep’in unutulmaz performansıyla..
Schindler'in Listesi : Kendisi de bir Yahudi olan Steven Spielberg’in yönettiği 1993 yapımı filmi.2.Dünya Savaşı sırasındaki soykırım döneminde geçen sayısız filmlerden biri.Ve bir grup yahudiyi kurtarmaya çalışan Alman Oscar Schindler’in gerçek yaşam öyküsünden sinemaya uyarlanmış bir hikaye.
Piyanist :Roman Polanski’nin 2003 yapımı yine 2.Dünya Savaşı ve yine soykırım.
Filmde Polonya’lı Yahudi bir piyanistin hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor.
Bunlar,herkesin çok aşina olduğu birkaç örnek.Sadece olayı bir noktaya çekmek istiyorum..Yoksa burada dönemsel ve tarihi filmleri sıralamaya sayfalar yetmez…Bizim Türk sinemasında da tarihi bir takım filmler çekilmeye çalışılmıştır.Dönemin şartlarına göre tabii.Kara Murat,Tarkan,Battal Gazi vb.
Son 15-20 yıl içerisinde baktığımızda Çanakkale,Cumhuriyet gibi konularda da çeşitli çalışmalar yapıldı.Bazı biyografik çalışmalarda..Mavi Gözlü Dev gibi…
Yüzyıllar boyu çok değişik bir medeniyetin içinde yaşadığımız ve onca malzemeye sahip olduğumuz halde kayda değer bir tarihi filmimizin olmaması çok ilginç gerçekten.Bunun en büyük sebebi olayları bir bütün olarak yansıtmaya çalışmak istememiz.Onca malzemeyi 2 saatlik bir filmin için sığdırmaya çalışmamız…Dünya Sineması’nda dikkat edeceğiniz gibi ortada bir tarih, bir dönem var.Fakat dönemi bir bütün olarak değil, dönem içindeki bir olayı anlatırken çarpıcı ipuçlarını görsel bir şekilde ortaya koyuyor olmaları asıl başarıyı getiriyor.
Cumhuriyet’in kuruluşu ile ilgili belgesel çekmek bile bir meseleyken, bir sinema filmine cumhuriyeti bir bütün olarak konu etmek çok gereksiz bir çaba bence…O filmin % 100 başarılı olması da mümkün değil.Cumhuriyet dönemi içinde herhangi bir konuyu işlemek aslında olayın can alıcı noktası…Nazım Hikmet Ran’ı anlatmaya çalıştılar Mavi Gözlü Dev’de…Tarihe geçmiş bir kişinin hayatı bir bütün olarak bir sinema filmi olamaz zaten…Belgesel belki.Ama Nazım’ın yaşadığı onca olayı 2 saate sığdırmaya kalkarsanız konu dağılır, toparlanamaz…Bölük pörçük bir şey çıkar ortaya…Oysa herhangi bir alanda tarihi önem taşıyan yaşamış yada yaşayan bir kişiyle ilgili film yaparken, o kişinin hayatındaki bir olaya odaklı hareket etmekte fayda var diye düşünüyorum…
Ve bir an önce…Koskoca Türk Medeniyeti,Türk Tarihi,tarihi kişiler ile ilgili bir dolu malzeme de tarihe gömülmeden…